31 Ocak 2011 Pazartesi

Çalışma Etkinlikleri


Çalışıp Üretenler ve Ürünler 25-1-2011

"Dinlemeyi öğrenirsen, kötü konuşmalardan bile faydalanabilirsin" Plutarkhos

British Museum açıldı. 15-1-1759
Londra'nın en eski gazetesi The Times yayınlanmaya başladı. 1-1-1788
Fransız kimyacı Joseph Louis Gay-Lussac sonradan kendi adıyla bilinecek olan gaz kanununun matematiksel tanımını yaptı. 31-12-1808
Amerikalı buluşçu Thomas Edison elektrik ampulünü ilk kez halka tanıttı. New Jersey eyaletinin Pennsylvania kentinde bir sokak ampullerle aydınlatıldı 31-12-1879
X-ışınları cihazı ilk kez New York'ta halka tanıtıldı. "X" adı, ne tür bir ışın olduğunun bilinmeyişini simgeliyordu. 18-1-1896
Okyanus aşırı ilk radyo yayını Amerika Birleşik Devletleri ile Birleşik Krallık arasında gerçekleşti. 19-1-1903
Okyanus aşırı ilk telefon görüşmesi New York- Londra arasında gerçekleşti. 7-1-1927
Her türlü ırk ayrımcılığının kaldırılmasına dair uluslararası sözleşme imzalandı. 4-1-1969
(Türkiye bu sözleşmeyi 2001'de onayladı.)

Yazılanlar dünyada etkili olan, yaratanlarını evrensel üne kavuşturan, ürün ve denetim altına alınan hareketlerden bazılarıdır.

Tünel işletmeye alındı. Tünel, 1863'de Londra'da hizmete giren yeraltı toplu taşıma sistemlerinden sonra inşa edilen dünyanın en eski 2. yeraltı toplu taşıma sistemidir. 12-1-1875
İstanbul Lisesi açıldı. Okulun ilk adı Şems-ül Maarif'di. 15-1-1884 
Millet Mektepleri açıldı. 1-1-1929
İzmir'de Kültür Park'ın temeli atıldı. 1-1-1936
Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Okulu Atatürk'ün de katıldığı bir törenle açıldı. 9-1-1836
Türk Bayrağı Hakkında Kanun TBMM'de kabul edildi. 29–5–1936
Dışişleri Bakanlığı kuruluş kanunu kabul edildi. 14-1-1938
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Üniversitelere özerklik tanıyan kanun kabul edildi. 12–6–1946
Türkiye'de İş Mahkemeleri kurulması kararı alındı. 19-1-1950
490 kilometre uzunluğundaki Batman-İskenderun petrol boru hattı hizmete açıldı. 4-1-1967

Yazılanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını yakından ilgilendiren yararlı çalışmalardır.

İnsanlar dâhil bütün canlılar ihtiyaçlarını doğadan temin ederler. Canlılar, zorunlu ihtiyaçlarını temin edemediklerinde yaşamları son bulur ve başka nesnelere dönüşürler.
Doğal ortamda yaşayan canlılar, doğanın donattığı yetilerle varlıklarını sürdürmeye çalışırlar. Doğal canlılar, doğanın çizdiği sınırların dışına çıkamazlar. Örneğin, bir kaplan, insanlara göre, enfes sebze-meyve kümeleri arasında açlıktan ölür.
İnsan, diğer canlılardan farklı olarak, bilgi birikimine ve araç-gereç kullanma becerisine sahiptir. Bu iki özellik sayesinde; insan, diğer canlılardan ayrılır, doğanın çizdiği yaşam çevriminin dışına taşar.
1-İnsan, bellekteki bilgi miktarı ve yaratıcılık yetisi ile tasarılar yapar.
2-İnsan, tasarılarını beden, araç-gereç ve beceri ile uygulamaya koyar.   
A-İnsan, doğadan ölçülü yararlanmak için tasarılar yapar. Bu tasarılar, yasalara uygun uygulamaya konduğunda, “Çalışma” denilen etkinlik ortaya çıkar. Çalışma, bir kişi ile olabildiği gibi, yöntemli olarak binlerce kişi tarafından yapılabilir. 
B-İnsan, hemcinsinin ürünlerine ve sahip olduğu zenginliklere el koymak için tasarılar hazırlar. Bu tasarılar, yasadışı olarak uygulamaya konduğunda, “Çalma, el koyma” etkinlikleri oluşur. Eğer, toplum el koyma etkinliğinde birlikte hareket ediyorsa, “Savaş” etkinliği ortaya çıkar.

İnsanların bilinçli çabasına emek adı verilir. Emek ile çalışma etkinliği ortaya çıkar. Çalışma sonucu ürün elde edilir. Ürün elde edilmeyen çabalar, “Boşa harcanmış emek” adını alır. 
Emeğin verimli olması, yapılan tasarılara, yararlanılan araç-gereçlere ve çevre koşullarına bağlı olur.
Toplumlarda bilgi, beceri, araç-gereç birikimi artıp, yaratıcılık geliştikçe çalışmaların verimi ve kalitesi yükselir.
+Verimli, büyük ölçekli tasarılar ortaya çıkarılır.
+Araç-gereç, sermaye, beceri birikimi sonucu uygulamalar kocamanlaşır ve hızlanır, elde edilen ürün miktarı artar. 
Hayvanlar, ürünlerini gelişmeyen ve kolayca değişmeyen sezgileri ile gerçekleştirirler. Bu nedenle, günümüzdeki bal arısının etkinliği ile 10000 yıl önceki bal arısının etkinliği arasında, değişen çevre koşulları kadar fark oluşur. O halde, çalışma ve savaş, insanlar içindir. Hayvanlar çalışma ve savaş etkinliğini bilmezler.

Asırlarca toplumlara sınırlı çalışma, yaygın olarak savaş etkinlikleri egemen olur. Bu nedenle, toplumlarda kurallar, şarkılar, türküler, destanlar, hikâyeler, masallar… Savaş etkinlikleri ve yiğitler hakkındadır. Örneğin, göçebe toplumlarda, hayvancılık dışında çalışma etkinliği bilinmez ama göçebeler sürekli değişik savaşlar içinde olurlar. Toplumların yerleşik düzene geçmesi ile çalışma etkinlikleri artar ve çeşitlenir.
Osmanlı’da savaş, yağma, talan temel amaç olur. Bu nedenle, hiçbir Osmanlı padişah ya da vezirinin bahçeleri, çiftlikleri, sürüleri, tarlaları, fabrikaları, şirketleri… Olmaz. Ama Osmanlı padişahları ve vezirleri, topladıkları haraçlarla, Avrupa’nın en varlıklı kişileriydi.  
Türkiye’de çalışma etkinlikleri Cumhuriyet’ten sonra hızlanır. 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun 2-1-1924 tarihinde çıkarılır. Resmi kurumlar fabrikalar ve işletmeler kurar. Çünkü: Cumhuriyet’in ilk yıllarında özel sektör yok denecek kadar az ve sermayeleri oldukça sınırlıydı.

İş Bankası tarafından kurulan, tekstil fabrikası Güney Sanayi A.Ş. Adana'da hizmete girdi. 31-12-1951

Türkiye’de resmi kurumlar aracılığı ile fabrikalar kuruldu, büyük işletmeler inşa edildi ve süre içinde insanlar çalışma etkinliğine yakınlaştı.
1-Resmi kurumlar aracılığıyla özel sektör yaratıldı.
2-Resmi kurumlar aracılığıyla toplumda bilgi, beceri, araç-gereç birikimi arttı.
Bütün bu oluşumlar artı ve eksisi ile ayrıntılı analiz edilebilir.
 Türkiye’de, resmi kurumlar, süre içinde iktidara taşınan ve vergilerden pay kapmaya çalışan siyasi parti yöneticileri tarafından iflasa sürüklendi; kuruluşlar ve kurumlar, vergi ödeyenlerin başına bela olmaya başladı.
-Bakanlıklar iflas etti. Her bakanlıkta iş yapamadan oturan, maaşlı işsizler ordusu yaratıldı.
-Kamu kurum ve kuruluşları hantal yapı kazandı ve iflas etti. Kârlı kısımları satılıyor, zarar eden kesimleri, örneğin, üretmeyi bilmeyen bilgi-beceri yoksunu iş bilmez kalabalıklar devlet kurumlarına aktarılıyor.
-Belediyelerin çoğunluğu iflas etti. Belediyeler, siyasi partilerin ve başkanların çiftliğidir. Ayrıca, dilenci besliyorlar. İnsanları dilenciliğe alıştırıyorlar.
-Resmi kurumlara bağlı kuruluşlar iflas etme aşamasındadır. Örneğin, TRT dış destekle varlığını sürdürüyor. TRT gibi zarar eden, bol maaş ödeyen, üretmeyen… Yüzlerce resmi kuruluş vardır.
Üretemeyen, ürün ortaya çıkaramayan kurum ve kuruluşlara bakarak; “İnsan emeği değerli midir?” sorusunu soralım.
A-Ürün ortaya çıkaran insan emeği değerlidir.
B-Ürün ortaya çıkarmayan insan emeği yararsız harekettir. Bir hareketin ortaya çıkması, nesnelere biçim verebilmesi ya da denetimli hareket yaratabilmesi için enerji gereklidir.
-Ürün ortaya çıkarmayan emek, boşuna enerji tüketen zararlı eylemdir.  
-İstenilen biçim verilemediğinde nesneler boşa harcanır.
C-Gelişme gösteren, üründe verim ve kaliteyi arttıran insan emeği, göreceli olarak değeri artan denetimli eylemdir.
Türkiye’de, elde ettikleri ürün bakımından, resmi kurumlar kocaman tüketim kapılarıdır. 
-Günümüzde resmi kurumlar toplumda bilgi, beceri, araç-gereç artışına katkıda bulunmuyorlar. Bu nedenle, resmi kurumlarda nitelikli yöneticilerin ve elemanların sayısı sınırlıdır. Olanlar, bilgi-beceri yoksunu yöneticilerin denetiminde onlar gibi davranıyorlar.
-Resmi kurumlar, harcadıkları enerji ve hammadde ile orantılı ürün ortaya çıkaramıyorlar. Dolayısıyla zarar ediyorlar. Ürün ortaya çıkaranların ödedikleri vergilerin çarçur edilmesine aracı oluyorlar.
-Resmi kurumlar üstlendikleri görevleri ölçülü olarak yerine getirmediklerinden kurumlarla işi olan vatandaşlar gereksiz yere boşa enerji ve süre harcıyor. Boşa harcanan süre ve enerji miktarı ile orantılı toplumda işsiz sayısı artıyor, yoksulluk çoğalıyor.
-Resmi kurumların giderleri yüzünden vergi oranları yüksektir. Bu ise işsizliğin artmasına, ürünlerin pahalı olmasına neden oluyor, büyük çaplı işgücünün kullanımı engelliyor.
-Ürün elde edemeyen kuruluşlar dış desteklerle varlıklarını sürdürüyorlar. Türkiye’de resmi kurumlar, ayrıcalık yüzünden üretken olamıyor. Üstüne üstlük resmi kurumlarda ayrıcalık ihtiyaçtır. Bu nedenle, resmi kurumlarda görev savanların çoğunluğu ayrıcalık peşinde koşuyor.
Ayrıcalık sonucu demokrasi gelişmiyor, kul-kuyruk sayısı çoğalıyor. Ayrıcalığın ihtiyaç olduğu kurumlarda ürün artışı olmaz, toplumlarda demokrasiye ihtiyaç oluşmaz, yaratıcılık gelişmez, gelişme olmaz.

Doğada her oluşumun bir bedeli vardır. Bu bedeli ödemeyenler başkasının, örneğin gelecek nesillerin ağır bedel ödemesine neden olurlar. Çünkü: Doğa yasaları değişmez, tehir edilmez ve hızlandırılamaz özelliktedir. Doğanın işleyişinde affetme, bağışlama, kusurları geçiştirme… Olmaz.
Ürün ortaya çıkarmadan çalışır gözükenler ve düzenli maaş alanlar insanların, kurumların, toplumların çürümesine neden olurlar. Günümüzde iflas etmiş resmi kurumlarda düzenli maaş alanlar, maaş ödenmesine aracılık edenler, görev yapmamanın dışında, gelecek nesillere en büyük kötülüğü yapıyorlardır. Nasıl ki bedel ödemeden lüks içinde yaşayan Osmanlı yöneticileri, sonunda ağır yıkımlara, kanlı olaylara neden oldular; benzer biçimde, günümüzde bedava maaş alanlar, gelecek nesillere borçlarını miras bırakıyorlardır. Borçlar faizleri ile birlikte ödenir.
Savaşlarda, kazananlar, kaybedenlerin haklarına el koyar; kısmi geçici denge oluşur. Savaşlarda kaybedenlerin çoğunluğu acı çeker, ölür, sefalet içinde yaşam sürer.
Çalışıp üretenler, ürünlerinin karşılığını alır; gelir-giderleri arasında denge oluştururlar.
Üretmeden maaş alanların gelir-giderleri arasında denge nasıl oluşabilir?
-Görevlerini yapmadıkları için sorunların artmasına neden oluyorlar.
-Karşılıksız tükettiklerinde gelecek nesillere borç hediye ediyorlar.
Türkiye’de resmi kurum yöneticileri, edindikleri dış borçlarla üretmeyenlerin maaşlarını ödüyor, iflas etmiş kurumların giderlerini karşılıyor.
Türkiye gibi ülkelerde resmi kurumlar zarar ederken, günümüz dünyasında çalışıp üretme etkinlikleri çeşitlenerek artıyor.
1-Tasarılar;
2-Uygulamalar çeşitleniyor ve kocamanlaşıyor.
Ne yazık ki, geri toplum kuruluşlarında çalışıp üretme ile ilgili benzer gelişmelere rastlanmıyor.
Çalışıp üretmeye yabancı geri toplumlarda neler oluyor?
Savaşlar artıyor ve yaygınlaşıyor.
Şimdi, önemli soruyu soralım: Türkiye’de Kürt bölgelerinde neden savaş var?
A-Resmi kurumlar çağın gerisinde kalmıştır; çağın koşullarına uygun, vatandaşlar için çözümler üretemiyorlar. “Kürt yoktur! Kürtçe eğitim dili olamaz! Kürtçenin öğretilmesine ihtiyaç yoktur!” gibi resmi tezler, sorunu içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Danıştay 1.Dairesi, Batman Valiliği'nin istemi üzerine Batman'da Mahatma Gandi, Yılmaz Güney, Halepçe, Munzur… Gibi isimlerin cadde ve sokaklara verilmesini yasakladı. Yasak kararına, "Kürtçe isim olamaz, yabancı isimler için Dışişlerinin izni gerekir, devlet katliamını, sömürgeciliğe karşı savaşı çağrıştıran kişilerin isimleri verilemez" gerekçe gösterildi. 21-1-2001

Resmi kurumların bu ilkel tezlerine karşın, çalışıp üretenlerin oluşturduğu dernek ne diyor?

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), "Demokratik standartların yükseltilmesi paketi" Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Genelkurmay başkanlığına sundu. TÜSİAD raporda Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasını da öneriyordu. 201-1997

Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), Prof. Dr. Bülent Tanör'e hazırlattığı, "Türkiye'de Demokratik Standartların Yükseltilmesi-Tartışmalar ve Son Gelişmeler" başlıklı raporunu açıkladı. Raporda; "Genelkurmay'ın hükümete bağlanması, askerin siyasi hayattan çekilmesi" gerekliliği vurgulanıyor, herkese, "Anadilde eğitim hakkı" isteniyor. 14-1-2000 

B-Kürt bölgelerinde çalışma etkinliği sınırlıdır. 
Kürt bölgelerinde çalışıp üretme etkinlikleri yaygınlaşmadan savaşlar yok olmaz. Bölge koşullarına uygun çalışıp üretme etkinlikleri artırıldıkça Kürt vatandaşlar işlerine sarılır. Günümüz dünyasında, dış tahrikler olmadığı sürece, kim gönüllü olarak savaşa koşar?   
Çalışıp üretmenin çoğalması için resmi kurumların desteği gerekir. Ama resmi kurumlar çalışıp üretmeye yabancıdırlar.
Türkiye’de Kürt sorununun kaynağı resmi kurumlardır.
Hükümet, bazı kuruluşları satarak sorunlardan kurtulmaya çalışıyor. Gerçekte, satışlarla giderlerine kaynak yaratıyor. Diğer yandan, satılamayacak resmi kurumlarda hiçbir yenilik çalışması gözükmüyor. Örneğin, Yargı Kurumları nasıl düzelebilir? TSK nasıl hantal yapıdan kurtulabilir? Bakanlıklar nasıl üretken hale gelebilir? Bu sorularla kimse ilgilenmiyor.

“Dünyada belleksel ve bedensel çalışmalar çoğalıyor; bunun karşılığında, doğadan elde edilen ürünler artıyor.” Dedik.  
Yapılan çalışmalar hatasız ve kusursuz olamaz. Hatalar sonucu bazen tahminlerin ötesinde zararlar ortaya çıkıyor. Özellikle, hatalı tasarılar, büyük maddi ve süre kayıplarına neden oluyor. 
Resimlerde bir çalışan ve bilimsel çalışmalarla ilgili grafik gözüküyor.

Çalışma ile görev arasında nasıl ilişki olur?

Her hangi bir tasarının ortaya çıkarılması ya da yaratılan tasarının uygulamaya konması için üstlenilen etkinliğe, “Görev” adı verilir. Görevin başarıya ulaşması için ölçülü tanımının yapılması zorunludur. Özellikle büyük ölçekli işlerde, görevler ölçülü tanımlanmadan başarı mümkün değildir.
Görevin evrensel ölçülerle bilinmediği toplumlarda yöntemli çalışmalar olmaz; her çalışan diğerinin görevine müdahale eder. Bu durumda kargaşa ortaya çıkar ve verim ile kalite düşer.
Görevin satılmasına, ihanet; ihaneti yapana, hain denir. Görevin savsaklanması ise iş kazaları ile kusurlu ürünlerin ortaya çıkmasına neden olur.
1-Görevin savsaklanması sonucu iş kazaları ortaya çıkar.  Çalışanlar ölür, yaralanır, acı çeker.
2-Savsaklı çalışma sonucu ortaya çıkan kusurlu ürünlerden yararlananlar ölür, yaralanır, acı çeker.
Çalışmalara hile karışırsa neler olur?
A-Tasarılar kusurlu olur; kusurlu tasarılar, özürlü ürünleri ortaya çıkarır.
B-Uygulamalarda kusurlar olur.
1-Çalışanların bilgi-becerisi yetersiz, sahip oldukları araç-gereç eksik ise çalışma sonucu ortaya çıkan ürünler özürlü ve kusurlu olur.
2-Hammaddeye hile karıştırılır; bozuk ürünler elde edilir.
Diyarbakır'ın Şehitlik Caddesi'nde yapımı altı ay önce tamamlanan bir apartman sabaha karşı çöktü. İlk anda altı kişi öldü, ancak bir hafta süren enkaz kaldırma çalışmaları sırasında bulunan cesetlerle can kaybı 83'e yükseldi. Apartmanın eksik demir ve beton kullanımı nedeniyle çöktüğü belirlenirken, yüklenici yakalanarak tutuklandı. 3-1-1983
Denetlemelerin eksik ve kusurlu olduğu işyerlerinde, toplumlarda hasarlı ürünler ortaya çıkar. Hasarların gizlenmesi ile kusurlu ürünler insanlara sunulur. 
Resmi ya da özel denetleme kurumlarının yetersiz olduğu ya da güvenilir olmadığı toplumlarda denetlemeler yüzeysel olur. Bu durumda,  kuruluşların ürünlerine güven azalır.
Pek çok üretici, “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” derler. 

"Bir ürünü istediğimiz zaman onun çekici yanlarını görürüz, elde ettikten sonra da çoğunlukla kötü yanlarını buluruz." Jonathan Swift

Ürünler çoğunlukla kullanıldıktan sonra kusurları fark edilir.

İnsanlar:
1-Evrenin Ruhu olan doğa yasalarını;
2-Güneş ile gökyüzü varlıklarını;
3-Su ve atmosferi ile Toprak Anayı araştırır, tanır ve denetim altına almaya çalışırlar.
Bunlarla ilgili, basit ya da evrensel, her türlü insan etkinlikleri, bu dünya içindir ve ürün elde edilmesi amaçtır. Doğa, mutlak adaletlidir; bilinçli çabaların karşılığını verir. 
Kısaca: İnsanlar, nesneler, hareketler ve hareket aralıklarını evrensel veya basit ölçülerle tanıyıp denetim altına almaya çalışır; ürün elde ederler. Bu bilinçli insan etkinliklerine, “Çalışma” denir. .

Doğaüstü ile ilgili çalışmalar nelerdir?
İnsan yok olmak istemez; öldükten sonra bile var olmak ister. Ölümden sonraki yaşamla ilgili etkinlikler olur; bunlar, “Doğaüstü” çabalar adını alır.
A-Doğaüstü ile ilgili etkinlikler basit kurallar ve basit ölçülerle sınırlıdır. Çünkü: Ölümden sonraki oluşumlar evrensel ölçülerle tanımlanamaz. Örneğin, cennetin boyutları metre cinsinden verilemez. “Çok büyük, çok güzel, çok geniş…” gibi katsayılarla tanımlanır.
B-Basit kurallar ve ölçülerle tanımlı etkinlikler ya da varlıklar evrensel mantık ile yöntemden yoksun olur; insanlara, toplumlara, ülkelere, çağlara… Göre değişime uğrar. Örneğin, her dinin doğaüstü tanımı değişik olduğu gibi; bir dinin doğaüstü tanımı, mezheplere, toplumlara, çağlara… Göre farklılık gösterir.
Basit tanımlar ve ölçülere rağmen, insanlık tarihinde, doğaüstü ile ilgili etkinliklerin ve inanışların tarihi olur.
I-İnanışlar tanım ve tarihi;
II-Bedensel etkinliklerin, ayinlerin (Ritüellerin) tanımları ve tarihi vardır. 
Doğaüstü etkinliklerle ilgili çalışmalar evrensel kurallar ve ölçülerle tanımlandıklarından bilimseldirler.
Bunların dışında, yaratıcı bilgeler, basit kurallar ve ölçülerle de olsa doğaüstü ile ilgili yeni inanış ve etkinlikler yaratıyorlar. Yaratılan dinsel etkinliklerle ilgili yapılan bilimsel çalışmalar vardır. 
Özet olarak: Doğaüstü ile ilgili ürün ortaya çıkarmayan basit insan etkinlikleri olduğu gibi, ürün ortaya çıkaran çalışmalar vardır.
A-Dinsel etkinlikler; dua etme, yakarma, değişik ayinler (Ritüeller)… Çalışma etkinliği kabul edilmez.
B-Dinsel inanış ve ayinlerle ilgili araştırmalar yapılır, ürünler elde edilir; bunlar, çalışma etkinlikleridir.  
Tarih boyunca, bazı dinsel liderler, dinleri, mezhepleri, ayinleri, duaları… İle ilgili bilgileri gelecek nesillere aktarırlar. Bu dinsel liderler, dua ve ayin dışında, ürün ortaya çıkardıklarından belleksel ve bedensel çalışma yapmış olurlar.
Bazı dinsel liderler ise sadece dua ve ayin etkinlikleri ile yetinir ve geleceğe iz bırakmazlar. Dolayısıyla çalışıp üretmeden uzak dururlar.

Konuşma etkinliği çalışma kabul edilir mi?
1-İnsanlara bilgi sunan, yenilikleri ve bilinmeyenleri açıklayan konuşmalar çalışma etkinliğidir. Örneğin, bir bilim adamının konferansı, bir yetkilinin basın toplantısı, bir eğiticinin verdiği dersler… Çalışma etkinliğidir.
2-Ürün ortaya çıkmasına, insanların gelişmesine aracı olmayan, sürekli tekrarlanan, doğadaki nesne, hareket ve hareket aralıklarını tanıma ve tanıtma çabası içermeyen konuşmalar yaygaradır.
Asırlardır tapınaklarda vaazlar verilir. Bu vaazların çoğunluğu yazılmaz ve gelecek nesillere aktarılmaz. Bu nedenle, her tapınak görevlisi, binlerce kez benzer konuşmaları tekrarlar. Tekrarlayanlar ve dinleyenler çalışma etkinliği içinde olmazlar.
Görev gereği boş konuşmaları bile dinleyenler çalışma yapıyorlardır.
Ürün ortaya çıkaramayan, sonuca ulaşamayan araştırma ve etkinlikler çalışma mıdır?
Yöntemli ve programlı araştırma etkinlikleri nitelikli çalışmalardır. Her araştırma etkinliğinin başarıya ulaşması, istenen sonucu vermesi beklenemez.

Çalışma sonucu elde edilen üründe verim, kalite, miktar ve değer:
Asırlarca insanlar doğanın sunduğu ürünlerle yetinirler. Örneğin, üreticiler, doğal ortamlarda ekip-biçerler, yağışları bekler, havaların iyi gitmesi için dua ederler.
Üreticiler, 5 hektarlık araziden 5 birim, 50 hektarlık araziden 50 birim, 500 hektarlık araziden 500 birim ürün alabilirler. Dolayısıyla, arazinin büyüklüğü verimi etkilemez.
İnsanlar doğayı evrensel ölçülerle tanıdıkça, toprak ve tohum denetim altına alınır. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve makine kullanma sonucu topraktan, doğal ortamda elde edilen ürünlerden fazla miktarda, iyi kalitede, daha verimli ürünler elde edilir. Tohum ıslah çalışmaları ile verim ve miktar artırılır. Artık, doğal ortamda, 5 hektardan 5 birim ürün elde edilirken, bilgili-becerikli-araç-gereçli çabalarla 5 hektardan 50 birim, kaliteli ürün elde edilir.
1-Küçük çiftçiler verimi artıracak sulama sistemlerine, gübreye, araç-gereçlere kavuşamaz; dolayısıyla, verimleri, ürün kaliteler, ürün miktarları fazla artmaz.
2-Büyük üretici ıslah edilmiş tohum, sulama sistemleri, gübre kullanımı, yeterli araç-gereç ile verimini, kaliteyi, ürün miktarını artırır.
Bu koşullarda, küçük üretici büyük üretici ile rekabet edemez. Ayrıca, büyük üreticinin ürünü daha ucuz olur.
Sonuçta: Ekilip biçilen araziler büyük ve çağdaş işletmelerde toplanır.
Günümüzde, örneğin, Hollanda’da elde edilen hayvansal ürünler, Afrika’da elde edilen hayvansal ürünlerden miktarca fazla, kalitelidir. Niçin?
Afrika’da doğal besicilik, Hollanda’da bilgi-beceri-araç-gereç ile desteklenen denetimli besicilik yapılır.
Benzer işleyiş, sanayide ortaya çıkar. Basit araç-gereçlerle yapılan çalışma sonucu ortaya çıkan ürün, çağdaş makinelerle elde edilen ürünlerle yarışamaz; fabrikalar, küçük işletmeleri piyasadan siler.
Günümüzde geri ülkelerde ilkel koşullarda üretilen ürünler, gelişmiş ülkelerde çağdaş teknoloji ile üretilen ürünlerle kalite ve fiyat bakımından yarışamazlar.
Küçük işletmelerde, işçi başına, 10 birim ürün elde edilirken; çağdaş kocaman işletmelerde işçi başına 50 birim benzer üründen elde edilir. Bu koşullarda, işçiler düşük ücretlerle çalışsalar bile; küçük işletmeler, elde ettikleri ürün kalitesi, miktarı ile varlıklarını uzun süre sürdüremezler.   
Türkiye gibi ülkelerde hayvancılık ve tarımda yenilik yapmadan, bilgi-beceri ve araç-gereçler ile güçlendirmeden; üreticilerin, varlıklarını sürdürmeleri oldukça zordur.
Benzer durum, sanayi ürünleri için geçerlidir. Tonlarla hammadde temin eden, çağdaş araç-gereçlerle üretim yapan, ürününün kalitesini denetleyen, sürekli gelişme çabası içinde olan kuruluşlar karşısında, kilogramla hammadde temin eden, ilkel araç-gereçler kullanan, ürününün kalitesini denetlemeyi bilmeyen üreticiler dayanamaz. 
Verim, kalite, miktar ve fiyat ayrılmaz bütün oluşturur. 

Ülkelerin, kurumların, kuruluşların… Yöneticilerinin çalışmaları:

Yöneticilerin verimli, etkili, yaratıcı çalışmaları kurumların, ülkelerin yapılarını değiştirir, gelişmelerini sağlar. Aksine, durağan, gelişmeye kapalı, olduğu gibi varlığını sürdürmeye çalışan yöneticiler kurumların, ülkelerin çürüyüp dağılmalarına neden olurlar.

Yaratıcı, yenilikçi, bilgili yöneticilere fazla maaş vermek kurumlar-ülkeler için zararlı mıdır?
Tutucu, bağnaz, yeniliklere kapalı yöneticilerin az maaş alması, kurumların-ülkelerin hayrına mıdır?

nurettind@geteselektrik.com
Nurettin Değirmenci
  Elk. Yük. Müh.